top of page
  • Anna Maria Beylunioğlu - Emre Can Dağlıoğlu

“Gey olduğumu çok erken anladım ama 27 yaşına kadar kimseye söylemedim”

Güncelleme tarihi: 28 Ağu 2023

LGBTİ+ kimliğine yönelik ayrımcı söylem ve davranışlar, devlet nezdinde, medyada ve toplumsal hayatın içinde halen artarak sürüyor. Antakya ve çevresindeki kültürün içine doğmuş her dinden insanlar da bu resmin birer yansıması. Bu röportajla birlikte, Antakya ve çevresinde gelişen kültürün içinde yoğrulmuş LGBTİ+’larla (anonim ya da açık kimlikli) röportaj serimize başlıyoruz. İlk konuğumuz Can Doğan, yurtdışında yaşayan Antakyalı bir Ermeni olarak bize Almanya’da Müslüman ve Ermenilerin yoğunlukta olduğu bir ortamda gey olduğunu keşfetme sürecini, aile ve arkadaş çevresinin tepkilerini, kilise ortamında ve tatillerde memlekete gittiğinde gey kimliğini yaşama şekillerini aktardı.

Röportaj: Anna Maria Beylunioğlu – Emre Can Dağlıoğlu

Biraz kendinizi anlatır mısınız? Nasıl bir ortamda büyüdünüz, kaç yaşındasınız nerede yaşıyorsunuz, ne gibi bir işte çalışıyorsunuz?

47 yaşındayım, Almanya’da yaşıyorum. Almanya’da doğdum, büyüdüm. Kuaförüm, kendi işim var. Bir ablam, bir kız kardeşim var. Almanya’nın küçük bir köyünde yaşıyoruz doğduğumdan beri. 1400 nüfuslu bir köy. Burada Ermeni toplumu içinde büyüdüm diyebilirim. Yani bizim Ermeni toplumu dediysem, bu akraba içerisinde olan bir toplumdu. Kilise derneği olsa dahi çok nadir giderdik bayramdan bayrama. Pek alışık değilim öyle Ermeni topluluğa. Komşularımızın çoğu Müslümandı genelde. Yani diyebilirim ki, akraba ve aile dışında Müslümanların içinde büyüdüm.

Başka bir ülkede olsa da Almanlar arasında büyümemişsiniz. Yine bir Müslüman topluluk ve Ermeniler var. Bir şekilde Türkiye minyatürü aslında. Peki, bu topluluğun içinde Hıristiyan bir gey olarak büyümek ne gibi zorluklara yol açtı sizin için?

Ben gey olduğumu çok erken anladım. 12 yaşındaydım o zaman. Ama 27 yaşıma kadar bunu hiç kimseye söylemedim, anlatmadım. İlk başta ben emin değildim. Emin olduktan sonra bu olamaz diyordum, imkansız bir şey. Yaşamayı ne kadar istesem de, bu ortam içerisinde, aile geleneklerinin içinde, bu olamaz, bu hayatı yaşayamam diye düşündüm. Bunun için çabaladım da. Ama olmadı. 24 yaşındayken kimliğimi yaşamaya başladım. Yani nasıl? Bir arkadaşım olsun, bir beraberliğim olsun diye değil. Denemek içindi. Bunu mu istiyorum diye denedim. “Gerçekten gey değil misin yoksa?” diye sordum kendime. Geçici bir hevestir belki diye düşündüm. Zor o zamanlardı, internet de yoktu zaten. Köyün içinde nereden nereye nasıl gidilir, ondan bile haberim yoktu. Kimseye açılamıyorum ki, bilgi edineyim. Tanımıyorum da kimseyi gey olan. Öyle gitti işte.

27 yaşına kadar süreç kolay geçmiş olmasa gerek. Keşfetme sürecinde bir psikologtan yardım aldınız mı, yoksa tek miydiniz?

Tektim. Yani bir yardım isteseydim, psikoloğa gitmek isteseydim bile birisinin beni götürmesi lazımdı. 18- 19 yaşıma kadar ehliyetim yoktu. O yaştan sonra da alıştım zaten, kendimi işe verdim. Ne bileyim etkinliklere katıldım, tiyatro yaptım, halk oyunu oynadım, haftanın 5 gününde evde değildim zaten. Hiç düşünmeye vaktim olmadı.

İlk olarak kime açıldınız? Yani, bir aile bireyine mi yoksa arkadaşa mı? Nasıl karşıladı sizi? Daha sonra da topluma açılmanız uzun sürdü mü?

İlk kuzenime açıldım, halamın kızına. Bu arada sırf bir kuzen değil benim için, en yakın arkadaşımdır diyebilirim. O da nasıl oldu? Hiç bilmiyorum, bir ara bir laf açıldı, “bir gey arkadaşım olsun isterim” dedi. Neyse, birkaç gün boyunca aklımdan çıkmadı bu sözleri. Dedim ben buna açılayım. O anlar halimden diye düşünüyordum ve o çok hoş karşıladı. “Biliyordum zaten” dedi. Tahmin etmişti.

Peki bundan önce kimliğinize dair bir imayla karşılaştınız mı?

Hayır, hiç.

Daha sonra ailenize nasıl açıldınız? Onlardan kötü bir tepki aldınız mı?

Aslında hiç kötü bir tepki almadım. Babama açılamadım hiç. Anneme açıldım. Anneme açıldığımda babam rahatsızdı, söylemek istemedik. Bir sene sonra zaten vefat etti. Annem bunu önce bir hastalık olarak karşıladı. “Tamam oğlum, bir şey olmaz geçer. Doktora gideriz” dedi. Ama sonra fazla da bir şey demedi. Sonra ben bizim aile doktoruna gittim, sordum: “Annem bir şey dedi mi?” “Yok, hayırdır?” dedi. Dedim böyle böyle. “O zaman gelip sorarsa ben ona anlatırım ne olduğunu” dedi. Bir daha da o konu hiç açılmadı. Ve benim için, anneme söylediğim o an, bu konu kapanmıştı zaten.

Peki arkadaşlarınız?

En yakın arkadaşım Türk-Müslümandı. Ona anlattım önce, o da artık diğerlerine anlattı öyle. Benim için önemli olan kendi ailem, kendi evime açılmaktı. Açılınca rahatladım. Çünkü artık yaşım gelmiş, evlendirecekler, bahane de bulamadım artık.

Aileniz evlenmenizi mi istiyordu o sırada?

Evet, o sırada bu yüzden kiliseye daha çok gitmeye başladık. Genç bir papazımız vardı. Onunla da bir samimiyetimiz oldu. Hatta onu sonra Almanya’da sürgüne gönderdiler. Köln’den geliyordu kendisi. Köln’deki kilisesi geylerin en çok yaşadığı semtte. Orada bir Ermeni gey çocuk açılmış papaza. O da ailesiyle konuşmak istemiş. “Vay efendim, işte sen aile işlerine nasıl karışırsın? Bununla nasıl ilgilenirsin?” diye sürgün ettiler adamı. Neyse, kilisede annem, babam görüyorlar ve sürekli diyorlar ki: “Şu kız iyi, iyi anlaşıyorsunuz. Ne oluyor, var mı bir şey?” “Yok” diyordum, “param yok, nasıl evleneceğim?” diyordum. Sonra ev aldım, dükkan açtım, hepsi borçla tabii. Öyle öyle ikna ettim tabii ama en sonunda bahaneler yetmemeye başladı.

Annenizin bu durumu hastalık gibi algılaması, dönüştü mü bu durum zaman içinde?

Dönüştü herhalde. Zaten açıldığım zaman görüştüğüm bir arkadaşım da vardı. Biraz da onun için de açıldım diyebilirim. Bizim eve de gelip giderdi. Babam da tanırdı kendisini hatta. Annem de severdi. Bir şey demedi artık. Bugün de artık beraber olmasak da hala gelip gider. Ben ona gittiğim zaman annem bir şeyler yapar, “Al şunu götür, yersiniz” der.

Can Doğan kardeşleriyle

Almanya’dasınız ama göçmensiniz. Müslüman komşular içerisinde arasında orada da bir azınlıksınız aslında. Bir de gey olarak da aslında “azınlıksınız”. Bu kimliklerin birbirine etkisi, sizin içinizde etkisi nasıldı?

Tabii, çok. Yani ergenlik çağına girdiğim an zaten onu anladım ve onunla büyüdüm, onunla geliştim. Sakladım zaten sonra da millet duyduktan sonra, sanki konu olmuyor zaten.

Alman arkadaşlarınızdan nasıl tepkiler aldınız? Herhangi bir dışlanma hissettiniz mi?

Yok. Ama tabii Alman arkadaşlarım şaşıyorlar açık gey olmama. Hiç akıllarına getirmemişler çünkü. Getiremiyorlardı daha doğrusu. Çünkü burada yaşayan Türkiyeliler daha az eğitimli. En yüksek tahsili olan ortaokul mezunu annemlerin neslinden. Yani 60’lı, 70’li yıllarda Türkiye’yi nasıl bıraktılarsa burada da aynı şeyi sürdürüyorlar halen. Türkiye’dekiler çok daha gelişmiş insanlar buradakilere nazaran.

Antakyalı kimliğinizin altını çizerek sormak istiyorum. İçinde büyümeseniz de kültürüne dair algınız vardır. Gey ilişkiye bakış açıları nasıl?

Yabancı olduktan sonra hiç sorun değil ama kendi etraflarından kendi ailelerinden biri oldu mu, sanırım çok ters bir tepki gösterirler.

Siz Antakya’da büyümüş olsaydınız bu süreci nasıl yaşardınız, farklılık olur muydu sizce?

Tabii olurdu. Açılır mıydım, bilmiyorum. Zannetmiyorum.

Türkiye’ye, Antakya’ya tatile geldiğinizde akrabalarınıza kimliğinizi açık etme durumunda kaldınız mı?

Kalmadım, çünkü onlar duymuşlardı. İşte o konu hiç açılmadı. Yani evlilik konusu geldi mi, işte “Ne zaman evleneceksin?” diye sorduklarında, “Sen artık evlenemezsin” diyorlar tabii. “Ya bulun bana birini evleneyim” diyorum, artık erkek mi olur kadın mı olur söylemiyorum. Sesleri çıkmıyor artık.

Kimliğinizi açık ettiğiniz süreçte kiliseye gittiniz mi?

Evet. Ama oradakilere bir şey söylemedim. Yani arkadaşım Katolik ama o gelmedi, gelmek istemedi, ben de zorlamadım. “Gideceğim, ne yapacağım orada?” diyor, “kimseyi anlamıyorum, siz Türkçe- Ermenice falan konuşacaksınız” diyor. “Tamam” dedim, ben de papaz hariç kimseye açılmadım. Gidip de ben geyim deyip ne elde edeceğim? Yani kimseyi ilgilendirmez.

Peki, Alman toplumunda da benzer dinamikler var mı? Almanya’yla Türkiye’yi karşılaştırırsak ya da Antakya’yı da karşılaştırırsak fark var mı?

Az bir fark var. Dediğim gibi Almanlar da yabancı olduğu sürece ailenin dışından, hoş karşılarlar ama kendi içlerinde biri oldu mu, ters tepki verirler. Azaldı gerçi çünkü çok fazla geyler çok görünür oldu artık. Gey çiftler olsun, ebeveynler olsun çoğaldı. Artık tuhaf gelmiyor. Bizimkiler kadar ters tepki göstermeseler bile önyargılı oluyorlar. Fazla üstünde durmazlar, çünkü burada bir gey olarak rahatça yaşayabilmesi herkesin hakkıdır. Yani bizimkiler gibi sopayla düşmezler peşine.

LGBTİ+’lar bugün dünyada daha örgütlüler. Bu örgütlü mücadelede ne gibi kazanımlar elde edildi sizce?

Bu kesinlikle büyük bir kazanç. Evlilik olsun, çocuk sahibi olabilmek olsun, birçok kazanım elde edildi.

Siz herhangi bir LGBTİ+ derneğe üye misiniz peki? Onur Haftası etkinliklerine katılıyor musunuz?

Bir kere gittim, dedim bu bana göre değil, vazgeçtim. Onur Günü’ydü. Yürüyüşe çıkacaklardı. Baktım, bunlar fetişlerine göre sıralanmışlar. Ne bileyim? Deri kıyafetleriyle, tasmasını takmış köleleriyle.

Oraya ait hissetmediniz yani kendinizi.

Hiç. Aslında ben seyirci olarak gittim. Geçiyordum. Küçük bir çocuk babasının elinden tutmuş. 4-5 yaşlarında bir çocuk babasına soruyor: “Baba, o adam o adama niye tasma bağladı?” Adam cevap veremedi. Dedim “yok, bu bana göre bir iş değil”. Siz madem geyliğinizi kabul ettirmek istiyorsunuz topluma, buna gerek yok. Giyin normal giysinizi, çıkın sokağa. “Ben lezbiyenim, geyim, şuyum buyum” deyin ama o giysilere ne gerek var yani? O ben değilim yani. Çünkü onu gören insanların sadece o kalıyor gözlerinde. Ne bileyim?

Kimliğinizi açık ettikten sonra, Türkiyeli gayrimüslimler geylerle karşılaştınız mı, arkadaşlık dostluk kurdunuz mu?

Ya arkadaş çevresinde, tanıdık çevresinde var. Arkadaş değiliz diyebilirim ama bunların hepsi de evli. Evli ve gizli. Barlarda falan görüştük, tanıştık. Sonra evli olduğu ortaya çıktı. Çünkü Alman partnerimle beraberliğimiz bittikten sonra dedim ki, “Sen kendi toplumunda kalmak istiyorsun ve bu bir Almanla olacak iş değil”. Çünkü Almanlar kendi ailelerinin içinde bile çok soğuk davranırlar. Alman çocuk 18’inden sonra hiç umursamayız anne-babayı, anne-baba desen aynısı. Telefonla görüşüyorlar. Ziyaretler pek nadir. O da bana göre değil. Bu konuyu biz o zaman çok tartıştık. Dedim yabancı birini bulmam lazım. Türk olsa, Türkiyeli olsa çok daha güzel olacaktı ama. Yok. Var da açılmak istemiyorlar. Ben de gizli kalmak istemiyorum. Onun için bekarım. Yalnızım.

Heteroseksüel evlilik içerisinde kalıp gey olmaya devam edenler için durum nasıl? Bu durum onlar için bir baskı değil mi?

Zannediyorum öyledir. Gerçi o konuyu da fazla açmıyorlar. Ben istemedim onu, tamam o zamanlar fazla tecrübeli değildim ama zamanında ben bir kadınla evlenmeye ve onu kandırmaya hakkım olmadığını düşündüm. İki taraf da mutsuz olacak, belki de çocuk bile olacak. Bu konuyu açtığınızda hemen kapanıyor, pek fazla üstüne gitmiyorlar.

Bu durumda en büyük sorunu aile ve toplumsal hayatından dışlanma. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Evet dışlanıyor olabilirler, o da bilgisizlikten. Gey olmak bundan zevk almak anlamına gelmiyor. Yani ben gey olduysam, bir gey olarak açıldıysam, erkeklerden hoşlanıyorsam, bu kadın iyi değil, erkek daha iyi gibi değil. Çünkü bu genlerde var. İşte onu bilmiyorlar, bu bir hastalık diyorlar. Bir zevk meselesi diyorlar, evlenince geçer diyorlar. İnsanlar da bunlardan kaçmak için tanınmadıkları bir yere kaçıyorlar.

Soracaklarımız bu kadar. Söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Bu röportajın ters bir etki yapmamasını diliyorum.

12 görüntüleme

Comments


Bu platformun kendine ait resmi bir görüşü yoktur. Bu oluşum içerisinde yer alan tüm yazılar yazarların şahsi görüşüdür.  Okuduğunuz bu yazının yayın hakları nehna.org’a aittir, ilkelerimiz gereğince sitemizdeki yazıların paylaşılmasında bir sakınca görmüyoruz. Ancak paylaşım yapılırken evrensel basın ilkelerine riayet edilmesi, yazının ilk olarak nehna.org sitesinde yayınlandığına ilişkin ibare bulunması ve yazarın isminin anılması hususlarına dikkat edilmesini önemsiyoruz.

bottom of page