top of page

Antakya’da Noel Çocuk Piyesi Üzerine Bir Hatırlama: “Ve o gün sen de artık o fotoğraftasın…”

  • Elifsena Biroğlu
  • 12 dakika önce
  • 7 dakikada okunur


Bu röportaj, Antakya’daki Noel hafızasının çocuklar üzerinden nasıl aktarıldığına dair bir hatırlama alanı açıyor. Yıllar boyunca kilise içinde tekrar eden Noel çocuk piyesi; yalnızca İsa’nın doğumunu anlatan bir sahneleme değil, cemaatin çocuklukla, aidiyetle ve süreklilikle kurduğu ilişkinin parçası olmuş. Sevgili arkadaşım Talin Hüseyinoğlu ile gerçekleştirdiğimiz bu röportajda çocuk piyesi etrafında şekillenen hazırlık sürecini, sahne arkasını ve kendi çocukluğundan bugüne uzanan deneyimini konuştuk. Depremle birlikte kesintiye uğrayan bu ritüelin, bugün nasıl hatırlandığını ve gelecekte nasıl yeniden mümkün olabileceğini konuştuk.


Talin Hüseyinoğlu’na tatlı anılarını benimle paylaştığı ve yayınlamama izin verdiği için çok teşekkür ederim.



Röportaj: Elifsena Biroğlu



E.B: Noel’de çocukların sergilediği bu piyesin cemaat içinde özel bir ismi var mı? 


T.H: Yani “çocuk piyesi”, “Noel çocuk piyesi” olarak biz hep öyle biliyorduk küçüklükten beri. Spesifik bir isim verdiğimiz bir tören değildi. 23 Aralık'ta sergilerdik. Ancak, eğer 24 Aralık bir hafta içi güne denk gelirse, çocukların katılabilmesi adına hafta sonuna denk gelsin diye bazı senelerde kaymıştır piyesin günü. Genelde Aralık’ın 23’ünde olur. Piyes sonrasında da bir çocuk eğlencesi düzenlenir. 


E.B: Piyese hazırlık süreci nasıl işlerdi? 


T.H: 1 buçuk, 2 ay kadar piyese hazırlanıyorduk. Her hafta bir gün mutlaka piyese zaman ayırıp toplanmaya çalışıyorduk. Ancak bu hazırlıktan önce her yıl bir şekilde vakıfla ve ailelerle piyesi yapıp yapmamak konusunda nedense konuşulurdu. Aslında piyesin yapılamadığı sadece birkaç sene vardı, normal şartlarda hep düzenlerdik. Pandemi ile beraber piyesin seyri kesildi ve depremle beraber zaten tamamen ortadan kalktı aslında.


E.B: Piyesin konusu, odağı ve akışı nasıldı? 


T.H: Aslında kısaca özetlemem gerekirse bu Noel’i anlatan bir piyes. Hristiyanlar Noel'de İsa'nın doğumunu kutlarlar ve Meryem'in gebelik haberini almasından başlayan sonra o zamanki yönetici Herodes'in bu doğacak çocuktan korkması, ki bu da bir Yahudi inancından kaynaklı gelir ve İsa'nın peşine düşmesiyle süre gelen bir süreç anlatılır aslında. Mütevazilik üstünden gelen bir ahırda doğma hikayesi var İsa'nın. Meryem'in ve Yusuf'un hareket halinde olması, Meryem’in zorluklar içinde, ahırın içinde doğurmak zorunda kalması gibi bir süreç var oyunda. Bunu takiben bir yıldızı takip eden kahinler var. Bu hikâyede, o çocuk (İsa Mesih) doğduğunda yıldızlardan bir tanesinin bir yere doğru hareket edeceği inancı var. Aslında bütün bu hikâyeyi çocuklar üstünden anlatırdık piyeste. Oyun boyunca karşılaşılan çobanlar var mesela. Onların da dahil edildiği bu hikayeleri anlatan ilahiler var. Mesela Beytüllahim kentinde bir çoban doğar. Onun da (İsa Mesih) bir çoban olduğu; yani halktan gelen bir geçmişi olduğu anlatısına dair ilahiler söylenir piyeste. Piyes, metinleri gereği daha büyük yaştaki çocukların anlatıcı, sunucu olduğu; küçük çocukların ise daha çok tek kelimelik veya tek cümlelik rollerinin olduğu bir akışımız olurdu. Çok uzun yıllardır çok az değişikliklerle sürdürülen o piyes metni, küçük çocuklara da görev veren, duran rollerde oranın içinde bulunmalarını alan açan, biraz daha büyük çocukların onun içinde var olabileceği tek cümlelik şeyler, daha büyük, bu görevin sorumluluğunu alabilecek çocukların da aslında bu piyesin yürütücüsü olduğu bir törendi. 


E.B: Piyes metninin sürekliliğinden ve ilahilerden bahsettin. Hep aynı ilahileri mi okurdunuz? Kaç tane ilahi okuduğunuzu hatırlıyor musun?


 T.H: İşte bazen daha büyük hani bir enstrüman çalan mesela bir sene öyle yapmıştık hani enstrüman çalan gençlerden biri gitarıyla çocuk korosuna eşlik etmişti. Biraz daha böyle nesilden nesile aktarılan bir şekilde zaten hep herkesin bir şekilde hakim olduğu bildiği ilahiler bunlar ve işte büyüklerin çocuklara öğrettiği daha sonra o çocuklar büyüyünce bir sonraki nesil çocuklara öğretilen şekilde giden ilahiler değişmiyor. Zaten çünkü onlar aslında kilisenin içindeki çocuk ilahileri. 8-9 ilahi okurduk.


Metin çok değişmezdi. Bazen birkaç senede bir birkaç revizeyle, örneğin; “ya şu cümleyi düzeltelim, bu düşük kalmış gibi” gelen yerler ile ilgili çalışırdık. Ama genelde tüm akış aynıydı. Bazen çocukların içeri girişini değiştirirdik. Çocukların piyes için içeri girişi özeldi. İçerisi kalabalık olurdu, aileler oturduktan sonra önde zilli yürütücü gençler arkada çocuklar el ele küçükten büyüye doğru sıralanmış şekilde yani rollerinin dağıldığı şekilde girerlerdi. 


İmkânımız olduğunda biraz daha dekorlar yapabilirdik. Mesela kilisenin ortasına kurulmuş bir mağara yapardık. Kilisenin içindeki ağacı beraber süslerdik. Ama hani seneler içinde değişebiliyordu bunlar. Bazen dekora önem verilirdi bazen fırsat bulunamazdı ve sadece piyese çalışılırdı.  Ama ana akışımız herkesin çok bildiği, tanıdığı çok da şaşırtıcı olmayan bir tanıdıklıkla sürerdi. Ben küçüktüm; piyeste o koyun olan çocuklardan biriydim, sonra büyüdüm, sunucu oldum; orayı yönettim.  Bazen görünürde bir rolüm olmasa da ya da arkada müziği ayarlayan ya da o çocuk korosunu yönlendiren bir genç olarak görev aldım. Çünkü piyesimiz böyleydi; varlık gösterebildiği bir yerdi çocukların ve gençlerin. Tabi burada daha büyük yetişkinlerin de yönlendirmeleri oluyor ama kendi içinde akan ve seneler içinde görevler hiyerarşisinde büyüyebildiğin, bir sene önce küçük bir koyunken bir sene sonra işte o Meryem'i canlandırabilmek ya da o koroda yönlendiren olabilmek ya da o ilahiyi öğrenirken öğreten bir yere kadar gidebilmek… Herkes ister istemez o işin bir parçası olarak büyüyordu, doğası gereği.

 

ree

Talin Hüseyinoğlu katıldığı bir Noel piyesinde (en solda)



E.B: Peki şimdi o günde ve o kilise bahçesinde olduğunu hayal et. İlk adımını attın ve kilise avlusundasın. Avluya girdiğin andan itibaren piyese dair neler görüyorsun?


T.H: Kilisenin üstünde bir yıldız var, bazı ağaçlar süslenmiş… Daha doğrusu ışıklarının açılmış, her yıl o ağacı tekrar tekrar süslemezdik, o ışık orada dururdu ve biz sadece bir düğmeye basardık. Kilisenin içi biraz daha tabi ki görkemli… Ortada bir Noel Ağacı var; eğer bir mağara kurabildiysek oranın normal ayin düzeninden geçtiği, tiyatral ortamın sağlanabileceği bankların kenara çekilmesi… Ya da mumlukların bir yere alınması… Kıyafet değiştirecek çocuklar için kıyafetleri koyduğumuz yerler var. Ama tabi her şeyden önce tatlı bir heyecan var, süslemeden ziyade o çocukların bir buçuk iki aylık eğitim ve bunu hazırlama sürecinin o gün meyvesini alacağımız için… Toplantı salonlarından bir tanesinde çocukları beklettiğimiz, hazırlıklarını, kostümlerini ve bizim onlara yardım ettiğimiz şeyleri çok net hatırlıyorum. Çocukların kostümleri yeni yapılmış şeyler değildi, hatta nereden geldiklerini de tam hatırlayamadığım kıyafetler… Papaz kıyafetinin iç kumaşını bir şekilde piyesin bir parçası yapmışız seneler içinde… Kadınların bıraktığı eşarpları o dönemi anlatan kıyafetler için çocukların başına tokaladığımızı hatırlıyorum… Çocukların koroda kırmızı renk giyinmesine önem verirdik. Noel şapkası başlarında, yıldızlar ellerinde… Piyeste müjdeyi veren kişi melek olurdu, tüm piyes boyunca üstte asılı gibi dururdu ve ara ara bütün ışıkların kapanıp sadece oradaki ışığın yanmasıyla o meleği görürdük…. Melek rolündeki çocuğun olduğu yer, kilisede ortadaki sütunların üst kısmında balkon gibi bir alandı, ses sistemlerinin olmadığı dönemlerde aslında oradan İncil okumaları yapılırdı ya da ayin sürecinde papazlar oraya çıkıp okumalar yaparmış. Sanırım en sıkıcı rol, orada tek başına asılı duran melek olmaktı ama tüm kiliseyi en güzel yerden izleyen de o olurdu… 


E.B: Piyesi ve kiliseyi düşündüğün zaman aklına bir koku geliyor mu? Mesela buhur yakılıyor muydu? 


T.H: Kilisede zaten hep yansa da yanmasa da var olan, artık işlemiş bir kokuydu buhur… Ama piyese özel olarak bir dolaptan senede bir kere çıkan kostümlerimizin kumaş kokusu kalmış aklımda. Bir de Noel Baba kıyafeti giyinen büyük gençler olurdu ve onlar piyes sonunda ortaya çıkıp ellerinde çuvallarla hediyeleri taşırlardı. Biz de dışarı çıkıp çocuk eğlencesini başlatırdık. O çuvalın kokusunu hatırlıyorum. 


E.B: Kendi küçüklüğünü düşününce, piyesi koyun rolü yaptığın hali ile hatırlıyor musun? Sana neler söylüyor bu anılar?


T.H: Yani bir yandan tabii ki hani çok küçüksün ve bir piyes varlığının bilinci tabii ki yok. Orada bir şeyin parçası olma hissini hatırlıyorum. Bir yandan sıkıldığımı hatırlıyorum, koyun olan çocuk için işler zor aslında. Çünkü emekler pozisyondasın. Üstünde bir post var, bir yandan çok anlamlı… Hani koyun olmayı beklemek heyecanlı çünkü onun parçasısın ve çok az bir rolün var zaten. Bir yandan ise o görevi tamamlamak var… Piyeste bir de büyükler var… Özendiğin şey; o piyesin içinde bir parçası olarak büyümek ve bulunmak istediğin yer o büyüklerin geçine onu devam ettirebilmek.


 

ree

Talin Hüseyinoğlu’nun (ortada) koyun olarak katıldığı piyes


E.B: Şimdi baktığın yerden o günleri nasıl anlamlandırıyorsun? Piyes, özellikle de depremden sonra cemaat için nasıl şekillerde devam edebilir?


T.H: Şu an anlayabildiğim ama o zamanlar çok da anlamlandıramadığım bir yerden yanıtlayayım. Ankara'ya döndükten sonra da çok düşündüm. Neden yapmışız ki bunu? O küçük çocukların bazısını hatırlamıyor bile piyesi… O çocukluk içgüdüsüyle bir şeyler yapıyorsun piyeste bazen belki sıkılıyorsun belki gitmek istiyorsun. Ama günün sonunda oradasın ve sana dair bir şeyin parçasısın. Sana dair bir kültürün içindesin. Piyes ve o süreç aslında daha önce hiç içinde yer almamış olsan da çok tanıdık. Çünkü duymuşsun, bir ablan sana kendi küçüklük fotoğraflarını göstermiş. Ve o gün sen de artık o fotoğraftasın… Ne kadar önemliymiş ne kadar anlamlıymış… Senin için bir şey düzenleniyor. Sonrasında her sene olduğu gibi biliyorsun ki sana oradan bir hediye gelecek, bir şey yapacaklar veya senden daha büyük insanlar var ve sana kendi anılarını anlatıyorlar. Ve biliyorsun ki aslında tam farkında olmadan da o da aynı şeyi yapmış, o da küçük koyun olmuş, o da sıkılmış ama o da mutluymuş. Aynı piyes bugün yine çok rahat yapılabilir. Belirli bir mekân arayışından daha çok oradaki şey: kültürümüzde var olanı yaşatmamız. Ancak başta kilise olmak üzere keşke hepsi geri gelse…. O bahçede o heyecanla bekleyen içeri o coşkuyla giren çocukları tekrar görebilsem. Biz orada çok heyecanlı ve mutluyduk ama ben şu an depremi yaşamış çocuklarda artık o mutluluğu, o heyecanı o kadar saf haliyle görebileceğimden emin değilim. Umarım onun parçası olmanın heyecanı bir şeyle kirletilmemiş bir halde tekrar oluşabilir. Yani sadece o olur burada. Umarım onun parçası olmanın heyecanı bir şeyle kirletilmemiş bir hali tekrar oluşturulabilir, oluşturabiliriz. Umarım…


E.B: Anılarını bu denli özenle ve naifçe paylaştığın için teşekkürler Talin.




 

ree

Talin Hüseyinoğlu ve arkadaşları Noel Piyesi’nde



Çocuklara dair son not

Talin’in anılarından yola çıkarak, bu röportajın asıl taşıyıcıları olan çocuklara dair küçük bir not düşmek isterim. Bu piyes, onlar için çoğu zaman bir oyundan, bir kostümden ya da ezberlenen birkaç cümleden oluşan bir “bir arada olma haliydi” belki. Ama yıllar sonra dönüp baktıklarında, o sahnede durmanın, bir ilahiyi başkalarıyla birlikte söylemenin ve bir topluluğun parçası olmanın hissi geride kalıyor. Bugün depremden etkilenen çocuklar için bu tür ortak anıların, güvenli tekrarların ve birlikte olma hâllerinin ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha hatırlıyoruz. Dileğim, onların da bir gün kendi anılarına dönüp bakabilecekleri, kim olduklarına dair başta mekânsal olmak üzere aidiyet hislerini yeniden kurabilecekleri güvenli ve sıcacık alanların çoğalmasıdır. Bunun için çok çalışmalı ve çok fazla değeri yaşatmalıyız.


İnanan, kutlayan, Antakya’yı özleyen, yasını tutan, umudunu taşıyan herkesin Noel’i ve yeni yılı kutlu olsun.












Bu platformun kendine ait resmi bir görüşü yoktur. Bu oluşum içerisinde yer alan tüm yazılar yazarların şahsi görüşüdür.  Okuduğunuz bu yazının yayın hakları nehna.org’a aittir, ilkelerimiz gereğince sitemizdeki yazıların paylaşılmasında bir sakınca görmüyoruz. Ancak paylaşım yapılırken evrensel basın ilkelerine riayet edilmesi, yazının ilk olarak nehna.org sitesinde yayınlandığına ilişkin ibare bulunması ve yazarın isminin anılması hususlarına dikkat edilmesini önemsiyoruz.

bottom of page