top of page
  • Mişel Uyar

Let insa ilsenek, let insa min eyn cina*

Güncelleme tarihi: 22 Ağu

Merhaba sevgili Nehna okuyucuları, bildiğiniz gibi sizlerle beraber oluşturduğumuz bu platformda kültürümüze dair konulara da değineceğiz. Kültürümüzü oluşturan en önemli konulardan biri de müzik. Bu yazıyı okuyan herkesin birbirinden farklı müzik beğenileri olduğu aşikar. Ancak benim müzik beğenimde anadilim Arapçanın etkisi epey fazla. Düğünlerimizde çalınan anonim müziklerden tutun da günümüzde daha çağdaş tarzda yapılan şarkılara kadar birçoğumuz Arapça müziklerle bir şekilde haşır neşir olmuşuzdur. Burada amacım, hem klasik anlamda toplumumuzda yer etmiş şarkı ve ses sanatçılarını anlatmaya çalışmak hem de bizler tarafından pek bilinmeyen ama Levant bölgesinde (Suriye, Lübnan, Ürdün) ve Mısır’da çağdaş müzik yapan kişi ve grupları incelemeye çalışmak.

Çocukluğumda, Samandağ’daki ailem televizyon ve radyolarda sürekli Suriye kanalları izler ve dinlerdi. Zaten Türkçe olarak TRT dışında seçenek yoktu. O da çok kısıtlı olduğu için genelde Suriye ve Lübnan kanalları izlenirdi. Akşamları Ğuvvar el Taşhı’nın (Duraid Lahham) kısa skeçlerini izler, yarım yamalak Arapçamla anlamaya çalışırdım. Sonra müzik programları başlardı. Vedi el Safi ve Feyruz’un müzikal filmleri, Tony Hanna’nın artık bir parçası haline gelen bastonuyla çıktığı programlar, Sabah’ın (Şahrura/Türkçede Karatavuk) farklı tarzı ve burada ismini sayamadığım birçok şarkıcı akşamlarımıza konuk olurdu. Artık bugünlerde bu isimlerin birçoğunu kaybetmiş olsak da, bunlar özellikle 1970’li ve 80’li yıllara damga vuran isimlerdi. Hepimizin evinde Suriye ve Lübnan’a göç etmiş akrabalarımızdan gelen kasetler olurdu. Aile eğlencelerinin vazgeçilmezi olan şarkılar bu kasetlerden çalınırdı. Tabii ki sadece eğlence değil, hüzün de bu şarkılarda kendini bulurdu. Şarkılar bir toplumun duygularını yansımasıdır. Belki birçoğumuz Feyruz’un buğulu sesiyle kendimizden geçmişizdir. Ya da Vedi el Safi’nin mavallarında (muvvel/mawal) hüzünlenmişizdir.

Bu konuda ufak bir anımı anlatmak isterim. Yine bir yaz tatilinde Samandağ’a gitmiştim. Sıtte (Nene) Margirit’te kalıyordum. Her gün öğleden sonra sıttem, Lübnan kanallarından müzik dinlerdi. Salona girdiğimde sıttemin gözyaşları içinde Vedi el Safi dinlediğini gördüm. Neneme niye ağladığını sorduğumda geçmiş günleri hatırladığını söyledi ve ekledi: “Ye ıbın bınti let ınse ilsenek, let insa min eyn cina” (Kızımın oğlu, dilini  unutma, nereden geldiğimizi unutma). Şarkılar her zaman insana farklı duygular verir. Arapça müzikler ise, ister çağdaş tarzda yorumlanmış olsun ister klasik olsun, bana hep toplumumuzu ve kültürümüzü hatırlatıyor.

2000’li yıllarda teknolojinin gelişmesiyle beraber çok kısıtlı olan Arapça müzik yelpazem de genişlemeye başladı. Önce Feyruz’un o devasa müzik dünyasına girdim. Sonra Marcel Khalifa’yla tanıştım. Sonra klasikleri dinlemeye devam ettim. Ve şunu fark ettim ki, Arapça müzik sadece Feyruz, Vedi el Safi, Sabah ya da Marcel Khalifa’dan ibaret değil. Özellikle Filistin mücadelesi ve Lübnan İç Savaşı Arapça müziği ziyadesiyle şekillendiriyor. Aşk, ayrılık, memleket özlemi gibi konular yerini daha politik konulara bırakmaya başlıyor. Bu değişim sadece şarkıların konularını değil biçimini de etkiliyor. Zaman her şeyi değiştirdiği gibi müziği de değiştiriyor. 60-70’lerin arabesk tarzı müzikleri, zamanla Batı enstrümanlarının dahil edilmesiyle farklı bir şekle girmeye başlıyor. Bu dönüşümde Rahbani Kardeşler ile Feyruz’un ve ayrıca Marcel Khalifa’nın etkisi çok büyük.

2000’li yıllarla beraber, müzik tarzı tamamen değişmeye başlayan Arap dünyası, Doğu ile Batı sentezini müzikal anlamda birleştirmeye başlıyor. Elektronik müziğin etkisinin artmasıyla birlikte, hem klasik anlamda Arap melodileri işleniyor hem de bunlar çağdaş Avrupa müziğiyle harmanlanıyordu. Tabii ki, bu müzisyenler, yine siyasal ve toplumsal zeminden besleniyordu. İnsan hakları, kadın hakları, LGBTİ hakları, din-mezhep savaşlarını işleyen şarkılar ve müzisyenler çok daha fazla ortaya çıkmaya başlıyordu. Ayrıca aniden patlak veren “Arap Baharı” müzisyenleri ve şarkılarını siyaseten daha aktif tutum almaya itmeye başladı. Sanatçılar, mitinglerde sahne almaya, ekonomik-siyasal eylemleri örgütlemeye başladılar. Bizde de benzerini Gezi Parkı eylemleriyle yaşadığımız süreç, Arap ülkelerinde aynı zamanda kültürel bir değişime de yol açtı. Bu değişimle beraber Emel Mathlouthi, Julia Butros, Mashrao Leila, Mouzanar, Soap Kills-Yasmin Hamden, Tania Saleh, Cairokee, Jadal, Apo&Apostles  Meryem Saleh, Ghazall, Akher Zapheer, Rima Khcheich, Autostrad gibi birçok müzisyen ve grup ortaya çıktı.

Artık teknolojinin geldiği noktada tüm bu sanatçıların eserlerine ulaşmak çok daha kolay. Belki bizim topraklarımızda da gereken ilgiyi görmelerinin vakti gelmiştir. Zamanla sayfalarımızda özellikle yeni dönem sanatçı ve gruplarını tanıtmaya çalışacağız.

* Dilini unutma, nereden geldiğimizi unutma.

1 görüntüleme

Bu platformun kendine ait resmi bir görüşü yoktur. Bu oluşum içerisinde yer alan tüm yazılar yazarların şahsi görüşüdür.  Okuduğunuz bu yazının yayın hakları nehna.org’a aittir, ilkelerimiz gereğince sitemizdeki yazıların paylaşılmasında bir sakınca görmüyoruz. Ancak paylaşım yapılırken evrensel basın ilkelerine riayet edilmesi, yazının ilk olarak nehna.org sitesinde yayınlandığına ilişkin ibare bulunması ve yazarın isminin anılması hususlarına dikkat edilmesini önemsiyoruz.

bottom of page