top of page
  • Abdulla Sert

Antakya ve çevresinde isim günü kutlamaları

Güncelleme tarihi: 28 Ağu 2023

Antakya, farklı etnik, dini ve kültürel kimliklere yüzyıllardır ev sahipliği yapmış toplumsal değerleri korumuş, bu konularda sadece Türkiye’de değil Orta Doğu coğrafyasında önlerde yer almış ve almaya da devam eden bir kenttir. Antakya’nın yanı sıra İskenderun, Samandağ, Arsuz ve Altınözü de bu çoğulcu ev sahipliğinin gereğini yerine getirmeye devam eden yerler. Hatta bence bu ev sahipliği halkasını biraz daha büyütebiliriz. Adana, Mersin ve Tarsus da etnik, dini, sosyal ve kültürel açıdan geleneklerini korumaya çalışan farklı kimliklere kucak açıyor. Bugün bu geleneklerden birini, özellikle Ortodoks Hıristiyanların hala kutladığı “isim günü”nü anlatmak istiyorum.

Önce bu konuda mevcut ansiklopedik bilgilere bir göz atalım. Vikipedia’da aşağıdaki bilgiler yer alıyor.

İsim günleri geleneksel olarak insan isimlerini yılın her bir gününe yayarak o adı koyanlarla birlikte kutlanmasıdır. Katolik ve Doğu Ortodoks ülkelerinde daha yaygın olmasıyla birlikte İsveçNorveç ve Finlandiya‘da da uygulanmaktadır. Örneğin, İsveç’te 28 Ocak’ta Karl (bazen Carl şeklinde de yazılır) ismi vardır; ve İsveçliler Kral Carl Gustaf‘ı ve adı Karl olan herkesi bu günde kutlar.

Aynı siteden indirdiğim fotoğrafta, İsveç’te 1712 yılına ait isim günleri listesini görüyoruz.

Picture1

Picture2

Başka bir sitede ise isim günü için aşağıdaki bilgiler yer alıyor.

İsim günü kutlamaları temel olarak kişinin ismi eğer Hristiyan inancında bir Aziz adı ile aynı ise kutlanmaktadır. Özellikle de Ortodoks ve Katolik inanca sahip olan Avrupa ülkelerindeki toplumlarda yeni doğan bebeklere Hristiyan Azizlerinin isimleri verilmektedir. Önemli toplumsal bir gelenek olan bu uygulama yüzlerce yıla yayılmaktadır. Hristiyan inancına göre Aziz olarak kabul edilmiş olan aynı isimdeki kişilerin(Azizlerin) doğum günü isim günü olarak kutlanmaktadır. Hristiyan Azizleri ile aynı adı taşıyan kişiler, her yıl bu Azizlerin doğum gününü isim günü olarak kutlamaktadır. Bu şekilde hem kendi ismini hem de ismini taşıdığı Azizi onurlandırmayı amaçlamaktadır. Bu kutlamalar ağırlıklı olarak aile bireylerinin bir araya gelerek, vakit geçirdiği etkinlikler şeklinde gerçekleştirilmektedir. İsim günü kutlamaları her yıl gerçekleştirilen ve ağırlıklı olarak Avrupa kıtasındaki Hristiyan toplumlar tarafından kutlanmaktadır. Her insanın isim günü, doğum gününden farklı bir günde kutlanmaktadır. Orta Çağ dönemindeki Ortodoks ve Katolik Hristiyan inancına sahip toplumlar tarafından yaygın şekilde kutlanmakta olan özel bir gün kutlama geleneğidir. 

Yazımın başında belirttiğim Antakya, İskenderun, Samandağ, Arsuz ve Altınözü ve Mersin’i bu anlamda  “bizim yöreler” olarak adlandırarak konuya devam etmek istiyorum. Bizim yörelerde yaşayan Ortodoks Hıristiyan inancına sahip vatandaşlarımız isim günlerine önem verip kutlamaya devam ediyorlar. Antakya Patrikliği’nin tasarımı ile her yıl bastırılıp inananlara dağıtılan bir takvimden de söz etmeden bu konuya devam etmem doğru olmaz.

Takvim aylık olarak hazırlanıyor ve gün kutularında önemli günler için not düşülüyor. Örnek olarak, Ocak ve Nisan 2022 sayfasını aşağıda göreceğiniz takvim sayfalarında, Ortodoks inancına sahip insanlar için önemli bayram ve kutlamaların, oruçların ve isim günlerinin yer alıyor. Aynı takvim sayfalarını dikkatli incelediğinizde, dini perhiz günleri ve bu günlerde tüketilebilecek besinlerin bile yazı veya sembollerle gösterildiğini görürsünüz.

Bu takvimin tüm sayfalarının tümünü taradığımda, bizim yörelerde Ortodoks Hıristiyanlar tarafından kutlanan isim günü sayısının bir yılda 27 olduğunu görüyorum. Bu isim günlerinden en çok ön plana çıkanların, 7 Ocak’ta Yuhanna, Hanna, Can, Yanni ismine sahip olanların kutladığı 7 Ocak ve Antonius, Antuvan, Antun isimlilerin günü olan 17 Ocak diyebiliriz.

Özellikle 7 Ocak’ta kutlanan Vaftizci Aziz Yuhanna’yı Anma Günü, Ortodoks dünyasında en önemli günlerden birisi. Bu yüzden de kiliselerde görkemli bir şekilde kutlanır. Kutlama, İsa’nın vaftizinin sembolik olarak suyun kutsanarak ayine katılanlara dağıtılması biter. İstanbul’da ve Atina’da da denize haç atma töreni de yapılır. Ocak soğuğunda denizden haçı ilk çıkarıp karaya ulaştırana ödül verilir.

Aynı gün Hanna, Can, Yanni adlarına sahip olanlar isim günlerini evlerinde dost ve akrabalarıyla yemek yiyerek ya da ikramlarda bulunarak kutlarlar. Yöremizde evlerde bir sembolik vaftiz töreni daha yapılır, bugün için saklanmış kışlık kavun dualar eşliğinde suda vaftiz edilir ve dilimlenerek beraberce yenir. İsim günü kutlayan aileler, akşam yemeklerini en yakınlarıyla beraber evde veya dışarıda yiyerek isim günü sahibi kişiyi onurlandırırlar. İsim günlerinde, öğleden sonraları özellikle kadınlar en şık elbiselerini giyerek isim günü kutlaması yapılan evlere giderler. Ev ve isim günü sahipleri konuklara illaki likör, kahve ve yanında ev yapımı özel pasta ve çörek ikram ederler. Bu kutlama şekli sayısal olarak azalsa da günümüzde hala ediyor.

İsim günü kutlaması, çocukluğumda farkına ilk vardığım ve mutlu olduğum sosyal etkinliklerden birisi benim için. Şöyle ki, isim günleri orta halli bir ailenin çocukları olarak benim ve kardeşlerim için çikolata, pasta ve kurabiye bolluğu demekti. O zamanlar oturması, kalkması ve ikramıyla hane başına yarım saati bulan isim günü kutlamaları için ev ziyaretlerinde bulunan annelerimiz, birkaç evden sonra, ikramları orada tüketemeyip özellikle pasta, çörek ve çikolataları çantalarındaki bir torbaya koyarlardı. Biz çocuklar, -eminim yaşıtlarım da anımsar- isim günü tebriklerine giden annelerimizin eve dönmelerini ve çantalarında taşıdıkları ikramlık pasta, çikolataları bizlere payetmesini heyecanla beklerdik. Torbada biriktirdiklerini bizlerle paylaştıkları anlar mutluluğumuz katlanırdı.

Eskileri andıkça isim günlerinin bana mutluluk vermiş olduğunu bir daha görüyor ve bundan sonra da bu geleneğin korunması için özellikle her geçen gün teknolojik nedenlerle yalnızlaşan genç kuşaklara isim günlerinin önemini aktarmayı çok önemsiyorum. Şimdilerde isim günleri kutlamaları, hem ekonomik hem de sosyolojik şartlar nedeniyle daha az yapılır hale geldiği gerçeğiyle karşı karşıyayız. Ancak, sizlerle paylaştığım anılarıma benzer anıların bizden sonraki kuşakların da biriktirmesi umudumu hala koruyorum.


19 görüntüleme

Comments


Bu platformun kendine ait resmi bir görüşü yoktur. Bu oluşum içerisinde yer alan tüm yazılar yazarların şahsi görüşüdür.  Okuduğunuz bu yazının yayın hakları nehna.org’a aittir, ilkelerimiz gereğince sitemizdeki yazıların paylaşılmasında bir sakınca görmüyoruz. Ancak paylaşım yapılırken evrensel basın ilkelerine riayet edilmesi, yazının ilk olarak nehna.org sitesinde yayınlandığına ilişkin ibare bulunması ve yazarın isminin anılması hususlarına dikkat edilmesini önemsiyoruz.

bottom of page