top of page
  • Pınar Kılavuz

Enkaz Altında Kalan Geçmiş ve Roş Aşana

Güncelleme tarihi: 21 Eyl


Foto: Barış Yapar


Yahudilerin Anadolu’daki varlıkları M.Ö 4. Yüzyıla dayanırken dünyanın bilinen en eski cemaatlerinden bir olan Antakya Yahudi cemaatinin yaklaşık 2200 yılı aşkın bir tarihi bulunuyor. Antakya Yahudi cemaati, İsrailoğulları’nın başta Halep olmak üzere Suriye’de ve Lübnan’da yaşayanlarının bir bölümünün Antakya’ya yerleşmesiyle oluşmuş köklü bir cemaattır. Maalesef 6 şubatta yaşanan Maraş merkezli depremde yaşanan kayıplarla bir tarih sona erdi. Senelerdir cemaati ayakta tutmak için çabalayan, topluma büyük katkıları olan Antakya Yahudi Cemaati başkanı Saul Cenudioğlu’nun ve eşi Tuna Cenudioğlu’nun vefat etmesi ve depremden sağ kurtulan yahudilerin de şehirden ayrılmalarıyla tarihin bir sayfası daha kapandı. Cemaatlerin karşı karşıya kaldığı demografik azalma (ölüm oranının doğumlardan fazla olması, karma evlilikler vs) ve hızlanan göç nedeniyle iki elin parmağı kadar kalanlar artık yok.


Bugün yaklaşık 15.000 kişiden oluşan Yahudi toplumu çoğunlukla İstanbul, İzmir ve Ankara’da yaşıyor. Ülkenin dört bir yanında binlerce senedir yaşayan insanları tanımanın, anlamanın ve geleneklerini öğrenmenin iki yolu var ; okumak ve birinci ağızdan dinlemek. Antakya Yahudi cemaatinin geçmişini birinci ağızdan dinlemek zamanla daha uzak bir hayale dönüşürken, yazılı kaynaklar bırakmak önem kazanıyor.


"çan, ezan, hazan " deyimiyle özdeşleşmiş Antakya’da yaşayan herkes komşunun bayramlarından, pişen yemeklerden, paylaşılan sofralardan, ibadethanelerden sokaklara ve caddelere taşan kutlamalardan büyük bir mutluluk duyarak bahseder. Kimisi bayramı inandığı için, kimisi de kültürel ve geleneksel yapısını sevdiği için kutlar. Bayramlar, gelenekler, bayram sofraları için özenle hazırlanan yemeklerin dinsel ve kültürel boyutları bireylerin kimliklerinin en dışarıya açabildikleri ve görünür kıldıkları parçalarıdır. Yahudilik inancı, bayramları ve ritüelleri içinde, yemeğin son derece önemli bir yeri olduğu açıktır.


Roş Aşana (רֹאשׁ הַשָּׁנָה), Yahudi takvimine göre yılın başıdır. Bu bayram hem yeni yılı hem de kefaret günü olan Yom Kippur’a kadar olan 10 pişmanlık gününün başlangıcını temsil eder. Roş Aşana da İbranı takvimindeki Tisri ayının ilk gününde, günümüzde ona tekabül eden tarihte kutlanıyor. Yahudi yeni yılı bu sene 15 eylül Cuma ve 16 eylül Cumartesi akşamları kutlanıyor. Yeni yılı takiben Yom Kipur yani kefaret günü geliyor. Bu 10 günlük süre zarfında inananlar geçirmiş oldukları yılı, bu süre zarfındaki davranışlarını, tutumlarını ve hareketlerini sorgular « nasıl daha bir insan olabilirim ? » diye düşünürler.


Roş Aşana için hazırlanan sofrada sembolik anlamı olan yiyecekler bulunur. Bu yiyecekler elma tatlısı, pirasa, pazı, hurma, kabak, balık, balık ya da kuzu başı ve nardan oluşur. Elma tatlısı tatlı bir seneye başlamayı, pirasa ve pazı düşmanları uzak tutmayı temsil eder. Sofranın ama yemeği, bolluk ve bereketin simgesi olan başıyla birlikte pişirilen ve masaya başıyla birlikte getirilen balıktır. Nar, ikinci gece yenir ve sevapların nar taneleri gibi çoğalması dilenir. Simgesel yiyeceklerin dualarından sonra bayram yemeğine başlanır.


Antakya’da Sünni, Alevi, Ermeni, Yahudi ve Ortodoks toplumları yüz yıllar boyunca yardımlaşma ve dayanışma içerisinde yaşadılar. Antakya Yahudileri de bu toplum mozağinin bir parçası olarak hem kendilerinden kattılar hem de zaman içerisinde bölgenin kültürune entegre oldular. Bunun bir göstergesi ise mutfak kültürlerinin iç içe geçmesidir. Antakya’da Şabat günlerinde yapılan sebzeli, köfteli ve ekşi bir yemek olan “hamid” (Arapça eksi demektir) ve Antakyalı Yahudi Liza Cemel’in Nenha’daki yazısında bahsettiği Roş Aşana’ya özel Kibbe bil Fırın (tepside içli köfte) tarifi kültürel ve gastronomik entegrasyonun göstergesidir.


Bu sene 5784’u Antakya’da karşılayacak, Roş Aşana sederini hazırlayacak kimse kalmadı, 5785’e nasip olsun dilerim. Her şeye rağmen, Şana tova umetuka!





400 görüntüleme

Bu platformun kendine ait resmi bir görüşü yoktur. Bu oluşum içerisinde yer alan tüm yazılar yazarların şahsi görüşüdür.  Okuduğunuz bu yazının yayın hakları nehna.org’a aittir, ilkelerimiz gereğince sitemizdeki yazıların paylaşılmasında bir sakınca görmüyoruz. Ancak paylaşım yapılırken evrensel basın ilkelerine riayet edilmesi, yazının ilk olarak nehna.org sitesinde yayınlandığına ilişkin ibare bulunması ve yazarın isminin anılması hususlarına dikkat edilmesini önemsiyoruz.

bottom of page