top of page
  • Anna Maria Beylunioğlu

Merhaba

Güncelleme tarihi: 22 Ağu 2023

Nehna uzun bir düşünsel sürecin ve bir yıla yakın yaptığımız yoğun ve sayısız toplantının ardından nihayet okuyucuyla buluşuyor. Her ne kadar web sitemizde manifestomuzla ve kısa biyografilerimizle yer alsak da, bu yazıyla okuyucularımıza bir merhaba demek, bizden ve Nehna’yla ne yapmayı amaçladığımızdan ve bu noktaya gelene kadar hangi aşamalardan geçtiğimizden biraz olsun bahsetmek isterim. Sanırım böylece şeffaf ve samimi bir şekilde güzel bir başlangıç yapmış oluruz. 

“Biz kimiz?” sorusunun cevabını platformumuzu okudukça daha net anlayacaksınız. Ya da belki de kafanız biraz karışacak… Bence bu o kadar kötü bir durum değil, çünkü gerçekten zor bir soruya cevap bulmaya çalışıyoruz. Basit bir şekilde Antakya kökenli Rum Ortodokslar deyip geçmek isterdim. Fakat Rumluğu etnik olarak mı, dini bağlamında mı alıyoruzdan tutun da, Arapça’nın bölgeye çok sonradan geldiği ve bölgede kullanılan Yunancanın zaman içinde unutulduğu gibi bilgiler ve bu bilgiler ışığında kimlik üzerinden gerçekleşecek çetrefilli tartışmalara burada girmek istemiyorum. Ama şimdilik Nehna’nın bir amacı da bu tartışmanın özgürce yapılabildiği, farklı görüşlere yer verilen bir platform olmak diyelim ve bu tartışmaya burada bir virgül koyalım.

Virgül koymasına koyalım ama sanıyorum platformumuza koyduğumuz ismi biraz açıklamam yerinde olacak. Nehna, Arapçanın Şam lehçesinde “biz” demek. Arapça isim tercihimizin başta kendi cemaatimizde ufak çaplı bir tartışmaya yol açabileceğini tahmin edebiliyoruz aslında. Arapça isim vermemiz bizim “Arap” olduğumuzu iddia ettiğimiz anlamına gelmiyor. Yunanca bir isim koysaydık, “Rum” olduğumuzu mu iddia etmiş olacaktık? Peki, neden Yunanca bir isim koymadık? Ya da Antakyalı Rum Ortodokslar ifadesinin geçtiği bir isim tercih etmedik? Öncelikle genç, dinamik bir platform olmak ve tüm sesleri içimizde barındırmak istiyoruz. İsmimiz, tabii ki doğası gereği bir temsiliyet içeriyor ama bu bir etnik kimlik iddiası değildir. Bugün büyüklerimizin ve bizim çocukluğumuzun Antakyası’nda konuşulan Arapçayla bir gönül bağımız var. Düğünlerimizde çalınan müziğe, yemeklere verdiğimiz isimlere kadar hayatımızın her köşesinde hissettiğimiz bir bağ bu. Bu nedenle platformumuzu isimlendirirken bölgede hala konuşulan bu dili tercih etmek istedik. Biz anlamına gelen nehnayı da derdimiz “biz”i anlatmak olduğu için tercih ettik.

Etnik/dini kimlik tartışmalarına çok girmeden biraz da bizi tasvir etmek etmeye çalışayım bizden olmayan okuyucularımıza. Bugün bizler esasen Antakyalı, Mersinli, İskenderunlu olmakla birlikte daha sonra İstanbul ve hatta Almanya, Fransa, ABD, Kanada, Latin Amerika olmak üzere dünyanın çeşitli ülke ve bölgelerine yayıldık. Sayıları gün geçtikçe azalan büyüklerimiz, yüzyıllardır Antakya ve civarına hakim Arapçayı konuşmaya devam ederken, gençlerimizin dili gün geçtikçe Türkçeye ya da göç ettikleri diğer ülkelerin diline evrilmiş olsa da Arapça hayatımızda olmaya devam ediyor. İstanbul’da büyüyen ve yaşayan bazı gençlerimiz ise Yunanca konuşabiliyor. Kiliselerimizde ayinlerimiz Yunanca, Arapça ve Türkçe olarak yapılmaktadır. Tüm bunların ötesinde Türkiye’nin ya da dünyanın neresine gidersek gidelim, beraberimizde taşıdığımız güçlü kimlik öğelerine sahibiz. Bunlar arasında dil, yemek ve müziği sayabilirim. 

Nehna’yı ortaya çıkaran kurucu ekip tam da bu nedenle bir araya geldi aslında. Bu güçlü kültürel kimlik öğelerini hatırlamak, anlatmak ve bu anlamda bir külliyat oluşturmak için… Evet, ilk etapta kültürel bir platform oluşturma niyetindeyiz, fakat her konu gibi kültürel öğeler de siyasi tartışmalardan ve tercihlerden azade değil. Bu nedenle, ayrıştırıcı bir dil kullanmamayı kendimize bir kural olarak koyduktan sonra, halkımızın tarihini, geçmişte ve bugün yaşadığı sorunları dillendireceğimiz, herkese açık, sosyal bir platform olmasını hedefliyoruz Nehna’nın. 

Bu ekibi bir araya Ferit abi (Tekbaş) getirdi. Bundan yaklaşık üç sene kadar önce, bana bu projeyi açtığında kolay bir yola çıkmadığımızı biliyordum. Bir gazete, online bir platform oluşturmak hiç ama hiç kolay değil. Aslında şanslıydık, farkındaydım. Ferit abi, Antakyalı Rum Ortodokslar için geçmişte çok emek vermis, toplumumuz için çalışmalar yapan Almanya’da çok önemli bir işlev gören Zerocha ve Oryantal Hıristiyanlar Konseyi gibi oluşumlarda aktif rol almıştı. Teoloji eğitimi almış olması da bizim için çok önemliydi. 2018 yılında Arapdilli Doğu Ortodoksları kitabımız istos Yayınevi’nden yayınlandığında, toplumda çıkan tüm tartışmalara ve kendisiyle görüş ayrılıklarımıza rağmen benimle röportaj yapmak istemişti. Şimdi de toplumumuz için elini taşın altına koymak istiyor, biz “gençler”in de bu projeye yön vermesini istiyordu. 

Mişel (Uyar) ve Ketrin (Köprü) ile geçmişte bir araya geldiğimiz ortamlarda, ne kadar güçlü öğeleri olan bir halkın parçası olduğumuzu ve içine doğduğumuz kimliğin tarihi ve kültürel olarak altı çizilmesi gereken önemli değerler barındırdığını konuşuyorduk. Mişel’in bölge insanıyla teması ve ortaya çıkarılması gereken kişisel arşivlere yaptığı vurgu, yaptığımız sohbetlerin ötesine gitmeliydi. Ketrin’in “Biz kimiz?” sorusunun peşinden Beyrut’a kadar gitmesi ve orada öğrendikleri, kendine kalamazdı, kalmamalıydı. Can’la (Terbiyeli) ile bu proje vesilesiyle tanışsak da, aslında birbirimizi ismen tanıyorduk ve onun bu cemaate her daim her anlamda katkı sağlamaktan çekinmeyen iyi bir avukat olduğunu biliyordum. Nitekim, Can’ın bölgede yaşanan göç hikayeleri ve bunun hukuki boyutu üzerine bize çok farklı bir pencere açacağına inanıyorum. Emre Can’la (Dağlıoğlu) ise yolumuz çok öncesinde bir makale için yaptığım röportajda kesişti. Kendisi gibi iyi bir tarihçiye ne kadar ihtiyacımız olduğunu uzun uzun anlatmama gerek yok sanıyorum. Ama Emre Can’ın da benim gibi, halkımızın kimliği üzerine düşündüğünü biliyordum ve kendisinin bakış açısının da herkesin görüşünü ayrımcı bir söylem içermeden özgürce ifade edebilmesini istediğimiz bu platformda olması gerektiğine inanıyordum. Buna ek olarak, Emre Can’ın eleştiriden çekinmeyen duruşunun, bizim bu projede çok da hayallere kapılmadan güzel işler yapacak olmamızın altında yatan en önemli unsur olduğunu düşünüyorum. Kendimi de biraz anlatayım, kökleri Antakya’da olan, Mersin doğumlu, profesyonel şeflik eğitimi almış bir siyaset bilimci olarak Antakya’ya, Antakyalı (Rum/Arap) Ortodokslara bakışım çok yönlü olabiliyor. Bunların bir kısmını kişisel blogumda kaleme alsam da, şu ana kadar kendime sakladığım, Antakya, yemek ve sözlü tarih temelli projemin ilk adımlarını atabileceğim bir platform fikri, tüm zorluklarını bilmeme rağmen beni çok mutlu etti. 

Tabii, bu projeyi gerçekleştirirken cemaatimizin ileri gelenlerine – burada isimlerini zikretmeyeceğim ama onlarla röportajlarımızda ya da bize yazar olarak sunacakları katkılarla tanıyacaksınız – de teşekkür etmek isterim. En başta, platformumuzun ilk düşünsel adımlarından itibaren bize desteklerini esirgemedikleri için… Onların sesinin Nehna’da duyulması bizim için çok önemli. Özellikle Rumluk-Araplık tartışması konusunda çok büyük endişelerin olduğunun farkındayım. Bu karşılama yazısını bitirirken, Nehna’nın başta bu tartışma olmak üzere tartışmalı olabilecek (ya da olmayacak) birçok konuda bir onay mecrası olmadığını söylemek isterim. Öncelikli olarak hedefimiz, toplumumuzun ve yaşadığımız coğrafyaların barındırdığı güçlü sosyal ve kültürel kimlik öğelerini yapacağımız röportajlar ve yazacağımız yazılarla somutlaştırmak. Bunu yaparken, daha önce de birkaç kez altını çizmeye çalıştığım gibi, toplumumuzun her kesiminden her görüşe yer vermek, onların ayrımcılık ya da nefret söylemi içermemesi şartıyla kendilerini özgürce ifade etmeleri için bir zemin oluşturabilmek. Bu amaçlarımızda ortaklaşabildiğimiz gerek toplumumuzdan gerek de geniş toplumdan bize katılacak arkadaşlara kucak açtığımızı da belirterek bu yazıyı noktalayayım.

Hadi bakalım, başlıyoruz. Yolun açık olsun Nehna!

Nehna ekibi (iki kişi eksikle). Hazırlık sürecindeki toplantısından bir kare


4 görüntüleme

Komentar


Bu platformun kendine ait resmi bir görüşü yoktur. Bu oluşum içerisinde yer alan tüm yazılar yazarların şahsi görüşüdür.  Okuduğunuz bu yazının yayın hakları nehna.org’a aittir, ilkelerimiz gereğince sitemizdeki yazıların paylaşılmasında bir sakınca görmüyoruz. Ancak paylaşım yapılırken evrensel basın ilkelerine riayet edilmesi, yazının ilk olarak nehna.org sitesinde yayınlandığına ilişkin ibare bulunması ve yazarın isminin anılması hususlarına dikkat edilmesini önemsiyoruz.

bottom of page